“güçlü” hissetmeyi özlemişim… Sadece özlemek değil de, belki bir “arayış”… Tanıdık bile olmayan göz aşinalığıma sahip ve layık insanların yanında bile, hemen kayıveriyor ruhum, gücü arkasına dayamış insanların yanına. Onların güçlerini görerek, kendimi benzerini hissetmeye zorlayarak örüyorum kalkanımı en kalın at tüylerinden. Biliyorum, geçici ama o kadar da kısa algılıyorum ki bu duyguyu, neredeyse gerçeğinden ayırt etmek imkânsız derecede zor. Onun gücü sanki benim gücüm, acizlik gölgem dağılıyor korkup kaçıveriyor hemen. Her kilidi açmayı başarmaya aşina olmuş o dilleri, kendi dilim yerine koyuyorum; kendi aciz, paslanmış, suskun ve olmasa bile kemiği kırılmış dilim yerine… Aynalara bakıp delik deşik olmuş egomu şişirmeye çabalıyorum. Nafile! Kafileler geçmiş üzerimden sanki sayısızca, şişmiyor egom. Kendi kıyafet devrimim yıllar öncesinden kalma. Belki doğru, eşeğe altın semer vursan eşek gene eşek. Aynada bir eşek her gün farklı saç, farklı sakal… Altını bırak, pamuk oranı yüzde altmışları yetmişleri bulan semerlerim, içindeki pamuğu zaman etkisiyle artık dışarı kusuyorlar. Yeni semer bulamıyorum, deneyemiyorum acaba eşekliğim kalıcı mı yoksa gidici mi?...
Mayısın 17. günü 2. cumartesisi
Yıllardan ‘08
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder